Saray’ın Tarihi

Saray , Türkiye Cumhuriyeti  Devleti ‘nin Avrupa topraklarında, Tekirdağ ili sınırları dahilinde, bu vilayetin Karadeniz’e açılan yegane kapısı konumundaki  tarihi bir ilçesidir.Kuzeyinde Vize, doğusunda Çatalca, güneyinde Çerkezköy, batısında Çorlu toprakları ile çevrili Saray ilçesi, Istranca (Yıldız) dağların güney doğu eteklerinde  kurulmuştur.Kanuni Sultan Süleyman devri başlarında Saray, Rumeli Beylerbeyliği’ ne bağlı Vize sancağının kazaları arasındadır. Bu kaza, Kanuni’nin 1536’da sadrazamlık makamına getirdiği Ayas  Mehmed Paşa’nın bölgede tesis ettiği vakıflar vasıtasıyla gelişmiştir. 1098/1686-1687’de Saray’a bağlı köy sayısı , 11’dir.Yaklaşık 30 yıl sonra, 1719-1752 yılları arasına ait iskan defterine göre Saray, Osmanlı’nın Rumeli’deki üç sancağında Vize’nin sekiz kazasından biridir.

19. ve 20. yüzyıllarda, Saray, bazen nahiye, uzun dönem kaza statüsünde yönetilmiş; tabi bulunduğu birim ve mülhakatı bakımından hızlı bir değişim göstermiştir. Bugün, Tekirdağ vilayeti Saray ilçesinde merkeze bağlı 4 mahalle ve 2 belde bulunmaktadır. Mahalleler Ayas Paşa, Kemal Paşa, Pazarcık ve Yeni Mahalle ; beldeler Beyaz köy  ve Büyük yoncalı’ dır. İlçenin nahiye sayısı iki olup; bunlar, Merkez ve Anıttepe’dir.Saray’ ın, çoğunun adı hiç değişmeden günümüze kadar ulaşmış 20 köyü mevcuttur. Bu köyler: Ayvacık, Bahçedere, Bahçeköy, Çayla, Çukuryurt, Demirler,Edirköy, Göçerler, Güngörmez Saray, Kadıköy,Karabürçek, Kavacık, Kurtdere, Küçük yoncalı (Manika-i Sagiyr/Küçük Manika), Osmanlı, Safaalan, Servi, Sinanlı, Sofular ve Yuvalı’ dır.

Saray Adının Menşei

Saray tabiri Farsça serai, Seray kelimesinden Türkçe’ ye geçmiştir. 1660’ larda bölgeyi gezen Evliya Çelebi’ ye göre, Sultan 1. Murad Edirne’yi  fethettikten sonra, Saray kasabasında av ve dinlenmek amacıyla bir saray yaptırmış; zamanla kasabaya, padişahın sarayına nisbetle bugünkü adı verilmiştir. İşaret edilen saray, çevresinde gelişen iskan yerleriyle birlikte, uzun yıllar Kasaba-i Saray-ı Rum adıyla tanımlanmıştır.

Osmanlı  bürokrasisin’de Saray kasabasının adı, genellikle, 16. Yüzyılda Sadaret mevkine gelmiş ve bölgede çok sayıda hayratı bulunan Ayas Paşa’ nın adıyla anılır. Evliya Çelebi de kasabadaki Ayas Paşa hayratından bahsetmekte; ancak, Saray’ ın kuruluşu ve imarı ile Ayas  Paşa Evkafı arasında herhangi bir irtibat kurmamaktadır. Muhtemelen Sultan 1. Murad’ ın bu havalide yaptırdığı sarayı tamir ve civardaki araziyi iskana elverişli bir hale getiren Ayas Paşa, bölgenin bir Osmanlı-Türk  yerleşimi olarak kurulup gelişmesine öncülük etmiştir. Dolayısıyla resmi kayıtlarda, bu havali önce Ayas Paşa Karyesi, sonraları Ayas Paşa Nahiyesi, Kasabası ya da Kazası olarak kaydedilmiştir.

Saray Kazası’nda görev yapmış kadılara gönderilen bazı tahrirlerde Ayas Paşa Kadısı’na ferman hitabına rastlanıldığı gibi, kasaba mevkii Ayas Paşa Sarayı Menzili olarak da adlandırılmış; halkına ise, bazı resmi kayıtlarda Kasaba-i Saray-ı Ayas Paşa Ahalisi denildiği olmuştur.

Osmanlı mülki teşkilatında, doğrudan Sray veya Saray kelimesini de ihtiva eden ismimler altında kurulmuş çok sayıda mülki birim mevcuttur. Önceleri  Rumeli  Vilayeti Çirmen Sancağı, sonra Edirne vilayeti Vize sancağına bağlanan Saray; uzun yıllar Vize’ ye mülhak bir nahiye ya da kaza olarak yönetildiğinden, Saray adına taşıyan diğer mülki birimlerden ayırt edilmek üzere Vize Saray veya Saray-ı Vize adıyla da tanınmıştır. 1918 yılı Ekim ayı başlarında Edirne vilayetinden Dahiliye Nezareti’ ne gönderilen bir yazıyla, o tarihte Tekfur dağı sancağına bağlı Saray kazasını adının Ayas Paşa olarak değiştirilmesi teklif edilmiş, fakat uygun bulunmamıştır. Saray adı, cumhuriyet döneminde de muhafaza edilmiştir.

Bugün de Saray adıyla tanınmasına rağmen, ilçede kadim iskanın nüvesinin Galata olduğuna dair rivayetler bulunmaktadır.Mesela Yunanlı müellif Takis’ e göre, yaklaşık  üçyüz yıl önce Saray’ da sadece Türkler ve Çingeneler yaşıyordu.Daha eski tarihlerde Rumlar, Saray’ ın 2,5 km doğusunda Galata’ da meskundu. Zamanla Saray’ da ve Kaleiçi’nde Rum evleri inşa edilmiş; Galatalılar (Rumlar) Hoşköy/Gazi köy (Ganohora), Tekirdağ ve Ereğli’ ye göç etmişlerdi. 16. Yüzyıl başlarında, Sadrazam Ayas Paşa Mehmed Paşa’ nın Sarayda ki vakfı’ na bağlı bazı çiftlikler, Galata karyesinde idi. Osmanlı belglerinde ise, 1858’ de Babıali’ nin Saraylı Hrıstiyan tebenın isteği üzerine Glata’ daki eski kilisen yankında yeni bir kilise inşasına izin verdiği kayıtlıdır. Bu gibi delil ve rivayeler, Glata’ nın merkezi iskan sahası olduğunu ;19. Yüzyılın ikinci yarısında kadim yerleşmelerin yeniden imar ve restore edildiğini göstermektedir.Bölgenin fiziki şartları da Galata’ nın bu rolünü destekler mahiyettedir.